someday you will find a better place to stay (blackfield)

see you



ORADA GÖRÜŞMEK ÜZERE...


http://www.sheepishsherry.blogspot.com/ 


Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

who am I? ____ nonsense


I stick my finger into existence
and

it smells of nothing...

absurdity is everything (:



Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

PİNOKYO'NUN MUMU

 

PİNOKYO’NUN MUMU

“Yalan söylemek başkalarını değil kendini kandırmaktır” söylencesinin aksine söylediğiniz yalan başkasına ya da size zarar verecek cinsten olmadığı sürece hayat bile kurtarabilir. Bu noktada ise yalanın dozu iyi ayarlanmalıdır ve kesinlikle saçmalama yoluna gidilmemelidir. Burada bahsettiğim şey, benim çoğunlukla günlük hayatta kullandığım ve artık bir yaşam biçimi- alışkanlık halini alan zararsız, günü ya da kendini kurtarma ve daha iyi hissettirme yalanları.

Küçük bir çocukken bile şimdi olduğu kadar yalan söylemiyordum. Oysaki küçük çocukların hayal güçleri daha geniştir, kafalarında bin bir türlü fantezi vardır. Yine de onlarınki bir oyun oynama yönteminden başka bir şey değildir. Büyüdükçe söylediğimiz yalan sayısı değil belki ama söylenen yalanların niteliğinde bir artış olabiliyor. Küçükken ise fazlaca yalan söylenir ama çoğu zararsızdır bu yalanların. Büyüdükçe bu tür yalanlara başvurma ihtiyacı o kadar çoğalıyor ki bir müddet sonra bunu doğal karşılamaya bile başlıyorsun. Çünkü –adı üstünde- büyümek hacimce, zekaca ve ruh olarak… Değişmek başlı başına… Büyüdükçe farkına varıyorsun şeylerin, farkına vardıkça acı çekiyorsun ve acı çektikçe yalanlar uyduruyorsun.




































Yalanları çoğu kez karşımdakini memnun etmek için kullandım. O halde yalan söylemek kendim için değil, aksine karşımdakini üzmemek adına gerçekleştirdiğim bir eylemdi. Böyle düşünmeye başladığım vakitler kendimi daha iyi hissettiğimi hatırlıyorum. Bu şekilde düşünmek ve yapmak isteyip de engellerin konulduğu şeyler için başvurduğum bir yöntem olarak yalan söylemek bana iyi hissettirmeye başlamıştı, tabii planlarım yolunda gitmiş ve bir sorun çıkmamışsa; sorundan kastım yalanın ortaya çıkması elbette! Bunun farkına varmadan önce ise kendimi yalanlar söylediğim için sürekli suçlarken bulurdum. Bu beni fazlasıyla yormaya başlamıştı. Yalan söylemeyi bırakmanın bana artık böyle hissettirmeyeceğini düşündüğüm an yanıldım. Yalan söylediğim zamanlardaki gibi yolunda gitmiyordu hiçbir şey ve eski yöntemime devam etme kararı aldım. Bunun başka bir yolu olmalıydı. Eğer alışkanlıklarımızdan vazgeçemiyorsak neden onları işimize yarayacak bir hale getirmeyelim? Bu bizim elimizde çoğu şeyde olduğu gibi.

 

İlk büyük yalanımı geleceğimle ilgili olarak çevremdekilere söyledim. Ondan önce söylediğim ufak tefek yalanları hatırlanacak kadar değerli bulmuyorum ki doğrusu da budur. Bu bir kuraldır ve herkes ama herkes yalan söyler. Bunun aksini iddia eden kişi de bir yalancıdır! Yalan söylemek sadece sizden kaynaklanan bir unsur değil, çoğu zaman karşınızdakiler nedeniyle de yalan söylersiniz. Büyük ya da ufak; zararlı ya da zararsız yalanlar… Çoğu karşınızdaki sizi teşvik ediyorsa söylenecek olan yalanlardır çünkü o anda aklınıza başka bir çıkar yol gelmiyordur. Bu nedenle daha sonradan suçlu hissetmek kendinize yapacağınız büyük bir haksızlık değil midir? Bir başkası bunu yapmanız için sizi itmişse o da bu suçun ortağı sayılır.

 

Ve işte böyle başladı her şey. Her şey yalan söylemenin bazı zamanlarda iyi bir fikir olabileceği düşüncesinin aklıma düşmesiyle başladı ve artık yalanlar söylüyordum en sevdiklerime bile, yakın arkadaşlarıma, dostlarıma, sevgililerime ve aileme.

 


Pinokyo’nun burnu yalan söylediği zamanlar uzardı ve yalancının mumu yatsıya kadar yanardı. Bize böyle öğretildi hep. Bize daha neler öğretilmedi ki! Öğretilmeye de devam ediyor. Teoride süperiz, pratikte fiyasko… Masallar çocukları eğlendirmekten çok masa altından ders verme peşinde. Demek ki neymiş, yalan söylemek kötü bir davranışmış. Ya da yetişkinler analiz peşinde. Pinokyo’nun burnu penisi sembolize ediyor olabilir mi? Oldukça akıllıca bir yaklaşım, Freud’dan mı alıntı? Karısını aldatan kocanın penisi uzuyormuş! Çok acınası. Karısının ise mumu eve faturalar gelince sönüyormuş. Bunun için masallara ne gerek var? Bırakınız çocuklara ders vermeyi ya da masalları yetişkinler için analiz etmeyi. Pinokyo yalan söylemeyi seviyorsa öyle yapsın.

 

Şimdiye kadar mum sönmedi ve herhangi bir organımda uzama ya da büyüme görülmedi ama bu yine de hep böyle devam edeceği anlamına gelmez. Önemli olan da bu değildir zaten. Önemli olan neden yalan söyleme ihtiyacı duyduğum ve beni buna iten etmenlerdir. Planlı bir şekilde hazırlanmış ustaca söylenen bir yalanın yıkıcı bir etkisi olacağını sanmıyorum yine de. Şayet sonuç bu şekilde olursa karşımdaki kişinin bana çıkışmadan önce bir kez daha durup düşünmesi gerekecek tabii bunu anlayabilecek, söyleyeceklerimi idrak edebilecek biri ise. Tam tersi bir kişi için ise bunlar söz konusu bile değildir ve suçunuz açığa çıktığı an cezası idam olan bir mahkumsunuzdur artık onun gözünde. Sonrası için herkese kolay gelsin, deyip kestirip atmak ne kolay değil mi ama! Çoğumuz böyle yapıyoruz, yalan söylemeyiniz, yoksa Pinokyo’nun mumu yanabilir.

 

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Sürrealistlerden korkuyorum ve bir o kadar da seviyorum onları


Başlığım bir post-rock grubu şarkısı ismi kadar uzun...
Zincirleme isim tamlaması geldi aklıma hiç yokken...
Ve üç noktalardan oldukça tiksiniyorum artık...
İçimdeki çelişkiler sağ olsun, belki de bir edebiyatçı olmamalıyım.
Belki de biraz eğlenme zamanıdır! Fazlasıyla ciddiye aldım kendimi ve çevremi ve içinde bulunduğum dünyayı. Ne güzel tek nokta koymak! Yaşasın kesinlilik, ölsün paradokslar!

Allahın belası bir post modernite içinde - ne kadar olursa artık- biraz huzur arayışı içinde bu cancağızım adamlar, huzur mu dedim? Dilim sürtçmüş olmalı (sürtçme böle mi yazılır emin değilim, zaten bir edebiyatçı gibi kalkıp da imla kılavuzuna başvurmam, ben bir post-modernistim güzelim, beni bağlamaz)

Bence en iyi post-rock gruplarından olan God Speed You! Black Emperor'un  Sad Mafiaso parçası ile birleştirilmiş, sürrealist yönetmen Jan Svankmajer'in Alice adlı stop- motion animasyonuna youtube'da rastladım, buyrun; http://www.youtube.com/watch?v=aYwE9iYAWg8
 
Sürrealizmin post-modernizm ile birleşmesi sonucu oluşan bu görüntü benim için bir örnek teşkil etmektedir, zira ben de fazlasıyla bunun hayalini kuruyor idim.

Piyasada bir çok Alice bulabilirsiniz, fakat Jan Svankmajer'in yaratmış olduğu bir Alice tarzında değil...















Lewis Carroll'un bu muhteşem eseri kaç kez film olarak ya da animasyon olarak uyarlandı sayamadım. Belki de binlerce kez... Özellikle de Disney sağ olsun  eser yazıldığından bu yana
onu çocuklarla ve yetişkinlerle buluşturan bir aracı olmuştur. Şimdi, şu zamanda, modern çağımızda bu kadar güçlü etkisi olan bir fantastik hikaye daha bilmiyorum, görmüyorum, duymuyorum... Yüzüklerin Efendisi mi? Harry Potter mı? Hiç sanmıyorum... Benim gibi düşünenler şu resimlerin tadını o teknoloji harikası makinelerle yapılmış sahnelerde bulmuyorlardır.


Ama konumuz bu değildi, konumuz sürrealizmin korkutuculuğu; deforme olmuş bedenler, saçma sapan, fantastik yaratıklar, sanki bir anlamı yokmuş gibi gelişen olaylar, çeşitli imalar ya da semboller vs... gibi olguları düşününce, ee doğal olarak Jan Svankmajer'in Alice'nin çocuklar için pek de uygun olmadığı söyleyebiliriz.



Jan Svankmajer Montage



Jan Svankmajer'in diğer animasyonlarına baktığınızda da aynı tekniği göreceksiniz. Bir sürrealist olarak kullandığı çamurdan ya da tahtadan yapılmış kuklaları, hayvan iskeletleri, kuru kafaları, tuhaf bedenli yaratıkları... Ben özaellikle de Faust'u önermekteyim sizlere.





Faust'u izlediğimde bu adam bir dahi olmalı diye düşündüm. Büyüklere masallar böyle olsa gerek. Fantastik bir dünyanın içinde kendinizi kaybediyorsunuz. Bir müddet bile olsa dışarıdaki hayattan kopmak olanüstü!

Bunun bir diğer şekli de müzik dinlemek olsa gerek. Her zaman derim bir insanın hayatında müzik, sinema ve edebiyat varsa o insan bence "yalnız" olduğunu iddia etmemeli. God Speed You! Black Emperor konumuza gelicek olursak, özellikle "East Heasting" ya da " Sad Mafiaso" önermektir amacım.


http://rapidshare.com/files/10243815/_1998__f__a__oo_www.exordium.pl_XaN007.rar.html


  








                                             

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

9. İZMİR ULUSLARARASI KISA FİLM FESTİVALİ












 Ayrıntılı bilgi için,

http://www.izmirkisafilm.org/festival9/

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

biraz da alıntı... (I)










"Ve melekler, haşaratların insan kanına bulanmış dişlerine bakıp hüngür hüngür ağlarlar."



Matthew Pearl_ Poe Gölgesi



Resim, Gustave Doré
Illustrations to PARADISE LOST

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

GÜNCE








Dün
Kanatıldım
En mahrem yerimden.
En mağdur yerim
Ağladı
Usul usul
Kanatan uzak mı uzak diyarlara
Çoktan yeni evler kurmuşken.







Bugün
İşte, taş kestim
Ve dil
Ve ses kestim 
Dişlerime bulandı kanları 
dilsiz bir ağzın.


Yarın
Kendi içimden yeniden doğarım
Döllenir döllenmez ruhla beden.
Bir gecelik gebelik
Sabaha sezeryan


Uğursuz kadındır rahmi alınan.


Kara kıyamet yakındır.


fotoğraf deviantart (lauren_rabbit)


Yorum (3) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Hüzünle Çağırsam da Seni...













 













Hüzünle çağırsam da seni

Bembeyaz karlar düşer.*

 

 


Kadın kat kat kazakların, kalın mı kalın paltoların içinde hiç üşümez mi sanılır? Bir dokunun bakalım ellerine, ayaklarına… Buz tutmuşlar değil mi? İşte, o kadın da öyleydi. Buz gibi… Her yer, her şey beyazdı. Bembeyaz… Kadın beyaz, kış beyaz, balkondan yere düşen kocasının gömleği bembeyaz… Beyaz çok rahatsız ediciydi. Hep  siyahtan beklememek lazım. Beyazı doldurmak zordur. Birçok renge ihtiyacınız vardır.

 

Üşüyen kadın hiç baharı yaşamaz mı sanılır? Bir bakın bakalım o bahsettiğim kadına. İşte, giymiş baharlık beyaz şifon elbisesini, aynanın karşınsa… Kışın ortasında… Kocası şaşkın, soruyor

“Ne o? Zamanın çabucak akıp gitmesini istiyor gibisin.” Kadınsa beyazın tam ortasında, doldurmaya çalışıyor yaptığı kanatlı heykellerle boşlukları. Onlar da beyaz, yürekleri yarık, içleri boş.

 

Hayatta oldukları sırada gerekli ilgiyi göremeyen büyük sanatçıların değeri öldüklerinde anlaşılır. Kadın gittikten sonra özlenir, arzulanır. Kadın gidince… Adam bir şeylerin farkına varır.

 

Zaman çabucak geçiyordu tam da kocasının dediği gibi giyince yazlık kıyafetlerini. Sonra sonbaharı getirdi kadın. Her mevsime uygun şarkılar söyledi. En son kış şarkısı,

 

“ Hüzünle çağırsam da seni

   Bembeyaz karlar düşer.”

 

Belki toplardı kocasının saçlarından, kaşlarından, kirpiklerinden kar tanelerini birer birer avuç içlerine.

 

Kocası sordu her seferinde “ Nereye gidiyorsun? Yine o mahkumun yanına mı? Neden o? Ben gittiğimde en azından görevlerimi aksatmıyordum. Çocukla ilgilenmiyorsun. Bu evin hali ne olacak?”

 

On senelik evlilik… On sene yeter. Başka bedenler, belki ruhlar için.

 

Başka nefesler için.

 

Adam, gidince anladı karısını, “ Ne olur geri dön, ne olur! Hiçbir şey kalmadı onunla aramda.”

 

En son mevsim kıştı. Kadının üzerinde kazağı, paltosu… Kar yağıyordu. Bembeyaz…

Birlikte söylediler şarkıyı.

 

“hüzünle çağırsam da seni

  bembeyaz karlar düşer.”

 

Mahkumun elinde kadının çırılçıplak fotoğrafı kaldı.

 



*Kim-ki-duk'a ithafen... Nefes (Breath) 2007

 

 

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

SÖZECELEM KÜLTÜR 2. SAYI

 

 

 

SÖZCELEM KÜLTÜR 7 MAYIS'TA KİTABEVLERİNDE !!!

 

ayrıntılı bilgi için, www.sozcelem.com/dergi

 

ayrıca, sözcelem amatör edebiyat-felsefe portalı için, www.sozcelem.com

 

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

13. İzmir Kitap Fuarı

 

 

 

 

 

13. İzmir Kitap Fuarı bu sene 19-27 Nisan tarihleri arasında ziyaret edilebilir.

Fuar bu sene "EGE'DE ŞİİR" temasını ele alıyor.

Etkinlik programı, ziyaret saatleri, katılımcılar, ulaşım vs. gibi diğer detaylar için;

 

                                   http://www.izmirkitapfuari.com/

Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı